İcra İnkar Kötü Niyet Tazminatı

İcra İnkar Tazminatı Nedir?

İcra ve İflas Kanunu’nun 67/1.maddesine göre alacaklının takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak itirazın iptalini isteyebilir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2.maddesine göre ise; Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.”

Bu maddede belirtilen tazminata icra inkar tazminatı denir. Alacaklının itiraz nedeniyle bir zarara uğramış olması bu tazminata hükmedilebilmesinin bir şartı değildir. Bu itibarla zararın varlığı aranmadığı için borçlar hukuku anlamında bir tazminat niteliğinde değildir.

Bursa icra avukatı

İcra İnkar Tazminatının Şartları

Borçlunun itiraz etmesi ve bu itirazın haksız olduğunun anlaşılması durumunda icra inkar tazminatına hükmedilebilir. Bu tazminatın belirli bazı şartları vardır. Bunlar;

  • Geçerli bir ilamsız icra takibi yapılmış olmalıdır.
  • Borçlunun süresi içinde ödeme emrine geçerli bir itirazının bulunması.
  • Davanın, alacaklı tarafından süresi içinde açılmış olması.
  • Alacaklının talebi olmalıdır. Mahkeme re’sen tazminata hükmedemez
  • Borçlunun itirazı, haksız olmalıdır.

Bu şartların varlığı halinde alacaklı tarafından icra inkar tazminatı talep edilebilecektir. Şartların birlikte varlığı gereklidir.

Kötü Niyet Tazminatı

Alacaklı tarafından icra takibi başlatıldıktan sonra borçlu bu takibe süresi içinde itiraz edebilir. Alacaklı ise bu itirazın iptali için tebliğ tarihinden itibaren mahkemeye başvurarak itirazın iptalini isteyebilir. Bu husus İİK m.67/1 hükmünde düzenlenmiştir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2.maddesi bu hususta da uygulama alanı bulacaktır.

Bu durumda itirazın iptali davasına alacaklı aleyhine sonuçlanmıştır ve borçlunun talebi üzerine borçlu lehine olarak kötü niyet tazminatına hükmedilecektir. Tazminatın reddedileceği miktar, alacaklının icra takibi ile talep ettiği miktar üzerinden belirlenir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2.maddesine göre; Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.”

Kötü Niyet Tazminatının Şartları

Borçlu lehine ve alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için birtakım şartların varlığı gereklidir.

  • Alacaklı tarafından başlatılan icra takibine borçlu tarafından 7 gün içerisinde itiraz edilmeli.
  • Alacaklı tarafından 1 yıllık süre içinde itirazın iptali davası açılmalı.
  • İtirazın iptali davası kısmen yahut tamamen reddedilmeli.
  • Alacaklının icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğunun ispatlanması gerekir.
  • Borçlunun kötü niyet tazminatı yönünde talebi olmalıdır. Mahkemece re’sen bu tazminata hükmedilemez.

İcra İnkar Tazminatı İle Kötü Niyet Tazminatı Arasındaki Farklar

İcra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatı talebinde bulunabilmek için alacaklı tarafından başlatılan icra takibine borçlu tarafından yedi gün içinde itiraz edilmesi gerekir. Bu itiraz sonunda alacaklı tarafından davacı sıfatıyla bir yıl içinde itirazın iptali davası açılmaktadır. Bu dava sonunda verilecek davanın kabulü yahut reddi kararına göre bu iki tazminat gündeme gelecektir.

  • Alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davası kabul edildiği takdirde, alacaklının talebi ve diğer şartların bulunması halinde borçlu aleyhine ve alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilecektir. Bu hususta borçlu tarafından yapılan itirazın haksız olduğu sübut bulmuştur. Bunun sonucunda da borçlu icra inkar tazminatı ödemeye mecbur edilir.
  • Alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasının reddedildiği takdirde, borçlunun talebi ve diğer şartların bulunması halinde alacaklı aleyhine ve borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilir. Bu durumda alacaklı tarafından başlatılan icra takibinin kötü niyetli olduğu ve borçlunun itirazında haklı olduğu sübut bulmuştur. Bunun sonucunda alacaklı kötü niyet tazminatı ödemeye mecbur edilir.
  • İcra inkar tazminatında borçlu tarafından yapılan itirazın haksız olması yeterliyken, kötü niyet tazminatında alacaklı tarafından başlatılan takibin haksız ve kötü niyetli olması gereklidir.

İcra İnkar Tazminatı Yargıtay Kararları

9. Hukuk Dairesi         2016/11022 E.  ,  2019/21869 K.

  •  


“İçtihat Metni”


MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının 05.07.2011-23.02.2013 tarihleri arası davalı şirkette güvenlik görevlisi olarak aylık net 1.100 TL ücret ile çalıştığını, yemeğin işverence karşılandığını, işyerinde iki vardiya halinde çalıştığını, ilk vardiyanın 07.30-19.30 saatleri arası, ikinci vardiyanın 19.30-7.30 saatleri arası olduğunu, iki gündüz iki gece, iki gün dinlenme şeklinde çalıştığını, gece çalışmalarının 7,5 saati aşan kısmının mesai olduğu düşünüldüğünde haftalık 60 saatten fazla çalışan müvekkiline fazla mesai ücretinin ödenmediğini, bu konuda davalıya İstanbul Anadolu 19.İcra Müdürlüğünün 2013/10090 E Sayılı dosyası ile takip yapıldığını 4.190 TL kıdem tazminatı ve 4.400 TL fazla mesai ücreti talep edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının güvenlik görevlisi olmasına rağmen görevini ifa etmemesi nedeniyle iş akdinin sona erdirildiğini, 05.07.2011 tarihinde çalışmaya başladığını, 1.100.-TL ücretle çalıştığını, iş akdinin 20.01.2013 tarihinde görevini yerine getirmediğinin tespiti ile sona erdirildiğini, savunmasının alındığını, 21.01.2013 tarihli ihbar süresi başlıklı yazı ile ihbar öneli verilmişken davacının iş bulduğunu beyan ederek 23.02.2013 tarihinde davacı tarafından sona erdirildiğini, 3 vardiya şeklinde çalıştığını, haftalık 45 saati aşan çalışmasının olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, karar üzerine davanın kısmen kabulüne karar verilerek itirazın iptali ile 7.148,35 TL üzerinden takibin devamına, 1.481,65 TL lik kısım için takibin iptaline , davacı lehine % 20 icra inkar tazminatına karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1-Mahkemece karar üzerine devam edecek takipte “ işleyecek faiz “ açısından hüküm kurulmaması davacı temyizi olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
2- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3-Davacı tarafından … İcra Müdürlüğünün 2013/10090 E sayılı dosyası ile 8630 TL üzerinden 4190 TL miktarı kıdem tazminatı ,4440 TL lik kısmının fazla mesai olmak üzere takibe geçildiği, yapılan icra takibine, davalı tarafından borcun tamamına ve faize itiraz edilmiş ve takip durmuş, davacı tarafından da itirazın iptali talep edilmiştir.
Mahkeme tarafından ise “Davalı tarafından …. İcra Müdürlüğünün 2013/10090 esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın 7.148,35 TL’lık kısmının reddi ile icra takibinin bu kısım için DEVAMINA,
1.481,65 TL’lik kısmına yapılan itirazın kabulü ile icra takibinin bu kısım için iptaline
Davacının % 20 oranında icra inkar tazminatı talebinin kabulüne” karar verilmiştir.
Dava itirazın iptali davası olup yarğılama sonunda verilecek karar;
“a- İtiraz haklı ise davayı reddetmek
b-kısmen yada tamamen haksız ise davayı kısmen yada tam olarak kabul etmektir.”
Davanın kısmen yada tamamen kabulü ile itirazın iptaline karar verildiğinde hüküm kurulurken takibin hangi alacak kaleminde kaç TL üzerinden ve hangi faiz ile devam edeceği hüküm altına alınmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta; takibe konu 2 alacak kaleminden hangisinin kabul edildiği, itirazın hangi alacak kalemi açısından iptal edilip, hangi alacak kaleminden hangi miktar üzerinden, hangi faiz oranı ile takibin devamına karar verildiği açıklanmalıdır. Ayrıca işlemiş faize hükmedilecekse hangi alacak kalemi ile işlemiş faize hükmedildiği ve takipten sonra işleyecek faizin tür ve oranı belirtilerek açıkça hüküm kurulmalıdır.
Takibe konu icra dosyasının …. icra müdürlüğüne ait olmasına rağmen 14. icra müdürlüğü olarak hükümde belirtilmesi hatalıdır.
Mahkemece kurulan hüküm HMK 297/2 maddesi ve İtirazın İptali davasına ait unsurları taşımadığından hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Hüküm kurulurken 1 nolu eleştiri gözden kaçırılmamalıdır.
4- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ; davacının çalışma şeklinin 2 vardiya halinde 2 gün gündüz , 2 gün gece çalıştığı , 2 gün dinlendiğinin kabul edilerek 07.30/18.00-18.00/07.30 saateri arasında çalıştığının kabul edildiği yedi haftada bir başa dönüldüğü , ilk dört hafta ara dinlenlemerin tenzili ile birinci ve ikinci hafta 53,5 saat, üçüncü ve döndüncü hafta 56,5 saat, beşinci ve altıncı hafta 44 saat çalıştığının tespiti ile ilk dört hafta için haftalık 10 saatlik fazla mesai yapıldığının tespiti ile hesaplama yapılmıştır.
Bu çalışma şeklinde davacının;
1.gün 2.gün 3. gün 4.gün 5.gün 6.gün 7. gün
1.hafta Gündüz Gündüz Gece Gece Tatil Tatil Gündüz
2.hafta Gündüz Gece Gece Tatil Tatil Gündüz Gündüz
3.hafta Gece Gece Tatil Tatil Gündüz Gündüz Gece
4.hafta Gece Tatil Tatil Gündüz Gündüz Gece Gece
5.hafta Tatil Tatil Gündüz Gündüz Gece Gece Tatil
6.hafta Tatil Gündüz Gündüz Gece Gece Tatil Tatil
şeklinde, vardiyalar halinde çalıştığı saptanmaktadır.
Buna göre ; davacının gündüz vardiyasında 07.30/18.00 saatleri arasında ara dinlenmenin tenzili ile 9,5 saat çalıştığı , gece vardiyasında ise 18.00-07.30 saatleri arası 1,5 saat ara dinlenmenin tenzili ile 12 saat çalıştığı , birinci ve ikinci hafta 52,5 saat, üçüncü ve dördüncü hafta ise 55 saat çalıştığı, beşinci ve altıncı hafta ise 43 saat çalıştığı tespit edilmiştir. Ilk dört hafta bakımından aynı zamanda 45 saatlik haftalık çalışma süresi aşıldığından 1.5 katsayı ile hesaplanması gerekirken son iki haftadaki, haftalık 43 saatlik çalışmaya göre haftalık 45 saatlik çalışma aşılmadığından sadece gece çalışmasından kaynaklı haftalık 9 saatlik fazla mesai çalışması ise bu çalışmanın normal kısmı aylık ücret içerisinde ödendiğinden sadece zamlı ödemesi gereken kısım gözetilerek 0.5 katsayı ile hesaplanmalıdır.
Bilirkişinin yukarıdaki hususları gözetmeyen hatalı hesabına itibarla fazla mesai alacağının kabulü isabetsizdir.
5-İşçilik alacaklarıyla ilgili olarak yapılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında icra inkar tazminatına karar verilmiş olup bu hususta taraflar arasında ihtilaflıdır.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8 ve 28. maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmolunmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu likit alacak kavramını açıklamıştır. Yargıtay’a göre; “Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez. Diğer bir anlatımla, icra inkar tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkar tazminata hükmedilmesi gerekecektir(HGK. 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E, 2010/397 K, HGK)”.
Görüldüğü gibi likit olma ölçütünde Yargıtay; “Alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olmasını ya da belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması”nı aramaktadır.
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece icra inkar tazminatına karar verilmişse de alacağın likit olup olmadığı, icra inkar tazminatına karar verilebilmesi için gerekli şartların olup olmadığı gerekçede tartışılmamış, hangi miktar üzerinden icra inkar tazminatına karar verildiğinin de ayrıca hükümde gösterilmemiştir. Hüküm icra inkar tazminatı açısından da hatalıdır.
6-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan brüt fazla çalışma ücretinden sadece gelir vergisi ile damga vergisi kesintisi yapıldığı, %14 oranında SGK işçi payı ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca %1 oranında işsizlik sigortası primi kesintilerinin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu kesintilerin yapılmamasıda isabetsizdir.
7- Hüküm altına alınan miktarların net mi yoksa brüt mü olduğunun belirtilmemesinin HMK.nın 297/2. maddesine aykırı olup, infazda tereddüde yol açacağının düşünülmemesi bozmayı gerektirmiştir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın açıklanan sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

6. Hukuk Dairesi         2021/1695 E.  ,  2021/1970 K.

  •  


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde davalı … vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıda açıklanan temyiz nedeni dışında sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Mahkemece hüküm altına alınan alacağın %20’si oranında 13.560,03 TL icra inkâr tazminatına karar verilmiştir.
Somut olayda; icra inkâr tazminatının asıl alacak ve işlemiş faiz toplamı üzerinden hesaplandığı anlaşılmaktadır. İcra İflas Kanunu’nun 67/II. maddesi ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre hüküm altına alınacak icra inkâr tazminatının asıl alacak üzerinden hesaplanması gerekir. İcra inkâr tazminatının hukuksal niteliği gözetildiğinde asıl alacağın fer’isi niteliğinde olan faiz alacağı icra inkâr tazminatı hesabında dikkate alınamaz. Kararın bu yönden usul ve yasaya aykırı bulunduğundan bozulması gerekir ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün icra inkar tazminatına ilişkin bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile 2 numaralı bendin 2. paragrafında yer alan “13.560,03” rakamının çıkarılıp yerine “98” rakamının yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.12.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

23. Hukuk Dairesi         2014/553 E.  ,  2014/4497 K.

  •  


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Bursa 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 12/09/2013
NUMARASI : 2012/258-2013/301

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında, davalının işyerinde esnek işgücü sağlanması konusunda hizmet sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirketin verdiği bu hizmetin karşılığı olarak, 832.805,38 TL asıl alacak, 12.729,04 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 845.534,42 TL tutarındaki alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhinde başlattığı icra takibine karşı, davalının, alacağın 208.201,34 TL asıl alacak ve 3.182,26 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 211.382,60 TL’lik kısmına haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürürek, itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davalıya takip talepnamesindeki miktar kadar borçlu olmadığını savunarak, davanın reddi ile %40 kötüniyet tazminatının tahsilini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının 208.201,34 TL alacağı bulunduğu, dava tarihi olan 17.07.2012 tarihinden önce 31.05.2012 tarihinde yapılan 76.303,12 TL tutarındaki ödeme mahsup edildiğinde, davalının geriye 131.898,22 TL borcu kaldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptaline, 131.898,22 TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte takibin devamına, alacağın miktarı yargılamayı gerektirdiğinden davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2) Dava, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre, davalı tarafça 76.303,12 TL tutarındaki ödeme 31.05.2012 tarihinde yapılmış olup, 10.04.2012 tarihi olan dava tarihinden sonra yapılan bu ödemenin, mahkemece yanılgılı olarak dava tarihinden önce yapılmış olduğunun kabulünde isabet bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece, 208.201,34 TL olarak belirlenen asıl alacak tuturı üzerinden itirazın iptaline ve dava tarihinden sonra yapılan ödemenin infaz aşamasında icra müdürlüğünce dikkate alınmasına karar verilmesi gerekirken, dava tarihinden sonra yapılan bu ödemenin mahsubu ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Öte yandan, takip konusu alacak, taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından itiraz edilmeksizin defterlerine kaydedilmiş bulunan faturalara dayanmakta olup, bu itibarla, miktarı davalı yönünden bilinebilir, hesap edilebilir, belirlenebilir olan bu alacağın likit alacak niteliğinde olduğu
kuşkusuzdur. Mahkemece, dava konusu alacağın bu niteliği gözetilerek, yargılama sonunda itirazın haksızlığı belirlenen alacak tutarı üzerinden davacı yararına İİK’nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle bu istemin reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.
Diğer yandan, 10.04.2012 olan dava tarihinin gerekçeli karar başlığında 17.07.2012 olarak yazılmış olması da hatalı olmuştur.
3)Bozma nedenine göre, davacı vekilinin müvekkili lehine ve aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI YARGITAY KARARLARI

11. Hukuk Dairesi         2016/1072 E.  ,  2016/9554 K.

  •  


“İçtihat Metni”


MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada …. 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/06/2015 tarih ve 2014/995-2015/621 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı hakkında … 6. İcra müd. 2012/21437 esas no.lu dosyası ile takip yaptıklarını, itiraz üzerine takibin durduğunu bildirerek itirazın iptali ile takibin devamı ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunmuş, davacının talep ettiği 878,73 Euro hasar bedelinin ekspertiz raporu bulunmadığını, davacının icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddi ile %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının tek taraflı olarak sigortalısının beyanına göre 857,73 Euro olarak zararı tazmin ettiği, ancak ne zaman oluştuğu ve ne şekilde hesaplandığı belli olmayan zararı davalı taşıyıcıdan rücuen yada temlik alacaklısı olarak talep edemeyeceği, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hareketle nakliye sürecinde oluştuğu öne sürülen hasarın davalının üstlendiği taşıma işi sırasında vuku bulduğunu söyleyebilmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine ve davalı lehine %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, taşıma sözleşmesine dayanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece,davanın reddine ve davalı lehine %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir. Kötüniyet tazminatı, itirazın iptali davasına konu edilmiş bir alacağın mevcut olmadığının tespit edilmesi ve alacaklının da kötüniyetli olarak icra takibi başlatmış olmasının anlaşılması halinde borçlu lehine hükmedilebilecek bir tazminat olup, alacaklının icra takibinde kötü niyetli olduğunun iddia eden borçlu tarafça kanıtlanması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, takip alacaklısı davacı yönünden kötüniyet tazminatı koşulları bulunmamaktadır. Bu bakımından, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuk Genel Kurulu         2005/19-286 E.  ,  2005/268 K.

  •  


“İçtihat Metni”

Mahkemesi : Eskişehir Asliye 1.Hukuk Mahkemesi

Günü : 2.11.2004

Sayısı : 264-373 

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın reddi ve davalı lehine kötüniyet tazminatı verilmesine dair verilen 02.10.2003 gün ve 2003/121-605 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 31.05.2004 gün ve 2003/11580-2004/6492 sayılı ilamı ile ;

(…..Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ithal Sibirya kömürü sattığını, mal bedelinin ödenmediğini alacağın tahsili için girişilen takibe de davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin davacıdan kömür satın almadığı gibi faturaya dayalı olarak yapılan takipte, fatura tarih ve numarasının belirtilmediğini bildirerek davanın reddi ile %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece,usulüne uygun delillerle kanıtlanamayan davanın reddine ve %40 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1 -Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davacının akdi ilişkiyi ve mal teslimini kanıtlayamamış bulunmasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Somut olayın özelliğine göre davacı icra takibinde kötüniyetli kabul edilemeyeceği gibi bu bağlamda davacının kötüniyeti de kanıtlanamadığından davacının tazminattan sorumlu tutulmasında isabet görülmemiştir…..)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı/alacaklı, davalı aleyhine 30.04.2001 tarihli faturaya dayanarak ilamsız takibe girişmiş; davalının süresinde itirazı üzerine takip durmuştur.

A-Davacı/Alacaklının İsteminin Özeti:

Davacı/alacaklı vekili vasıtasıyla davalıya ithal Sibirya kömürü sattığını, mal bedelinin ödenmediğini alacağın tahsili için girişilen takibe de davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

B-Davalı/Borçlunun Cevabının Özeti:

Davalı/borçlu vekili, müvekkilinin davacıdan kömür satın almadığı gibi faturaya dayalı olarak yapılan takipte, fatura tarih ve numarasının belirtilmediğini bildirerek davanın reddi ile %40 tazminata karar verilmesini savunmuştur.

C-Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece,usulüne uygun delillerle kanıtlanamayan davanın reddine ve %40 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

D-Temyiz Evresi, Bozma ve Direnme:

Özel Daire diğer temyiz itirazlarını reddetmiş; ancak, “Somut olayın özelliğine göre, davacı icra takibinde kötüniyetli kabul edilemeyeceği gibi bu bağlamda davacının kötüniyeti de kanıtlanamadığından davacının tazminattan sorumlu tutulmasında isabet görülmemiştir.” gerekçesiyle kararı bozmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.

E-Gerekçe:

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı/alacaklının icra takibinde kötüniyetinin kanıtlanıp kanıtlanmadığı; davalı/borçlu yararına İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde öngörülen tazminata hükmedilmesinin koşullarının bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2.fıkrasında;

(Değişik: 9/11/1988 – 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.”

Hükmüne yer verilmiştir.

Böylece, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötü niyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki, alacaklının icra takibini kötü niyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır.

Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötü niyetli kabul edilir. Örneğin, alacağı kendisine tamamen ödenmesine rağmen icra takibine girişen veya kefil hakkında kefalet limitinin üzerindeki bir miktar için takip yapan alacaklı, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi anlamında kötüniyetli sayılmalıdır. (Bu konudaki bilimsel görüşlere ve Yargıtay uygulamasına örnek olarak: İlhan E.Postacıoğlu, Ödeme Emrine İtirazın İptali Mevzuunda Bazı Zaruri Açıklamalar, Batider, 1980, C:X, S:4, sayfa: 971-973; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.6.1980 gün ve 1979/9-82 esas,1980/2073; 10.04.2002 gün ve 2002/19-282 Esas-2002/299 karar sayılı kararları)

Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde:

Davacı/alacaklı, davalıya satıp teslim ettiğini ileri sürdüğü mallarla ilgili olarak, takibine de dayanak olarak gösterdiği 30.04.2001 tarihli 1.186.500.000 TL meblağlı faturayı düzenlemiş; görülmekte olan davada, faturayı davalıya posta yoluyla tebliğ ettiğini ileri sürmüş; buna ilişkin posta alındı makbuzunu delil olarak sunmuş ise de bu makbuzda gönderilenin anılan fatura olduğu konusunda bir açıklamaya rastlanmamıştır.

Davacı/alacaklı ticari defter ve belgelerini delil olarak göstermiş ise de mahkemece davalı taraf tacir olmadığından bu talep reddedilerek davacı tarafa iddiasını ispat açısından karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış; davacı vekili 08.07.2003 havale tarihli dilekçesiyle yemin teklif ettiklerini bildirmiş; mahkemece talimata yemin davetiyesi eklenerek talimat yoluyla davalının yemin beyanı alınmıştır. Davalı beyanında yemin teklifini kabul ettiğini, davacı tarafa herhangi bir borcu olmadığını, davanın davacılar baba oğul arasındaki hukuki anlaşmazlıktan kaynaklandığını, bildirmiş; yemin etmiştir. Davacı alacağını kanıtlayacak başka bir delile de dayanmamıştır.

Nitekim, yerel mahkeme de, davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği iddiasının ve alacağın varlığının kanıtlanamadığını isabetli olarak kabul etmiş ve davanın reddine ilişkin hükmünü bu gerekçeye dayandırmış; davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları da Özel Dairece reddedilmiştir.

Ne var ki, mahkemece kötüniyet tazminatına da hükmedilmiş ve bu husus davacı yanın temyizi üzerine Özel dairece bozmaya konu edilmiştir.

Özel Daire kararında da açıkça vurgulandığı üzere, davacının kötü niyetini kanıtlama yükümlülüğü kendisine ait olan davalı, bu yönde herhangi bir delil sunmamıştır.

Dosya kapsamı ve somut olayın özellikleri göz önüne alındığında; davacı/alacaklının takibe konu alacağının varlığını usul hukuku kuralları çerçevesinde kanıtlayamadığı; ancak, icra takibine kötü niyetli olarak giriştiğini kabule elverişli herhangi bir delilin ise bulunmadığı açıktır.

Diğer taraftan, davalı da, somut olayda davacının icra takibinde kötü niyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır.

Şu yönün de önemle belirtilmesinde yarar vardır:

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen ve uygulamada “kötüniyet tazminatı” olarak adlandırılagelen tazminat türü, sadece ve ancak, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.

Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İ.İ.K.nun 67. maddesi anlamında “haksız” ise de, kötüniyetli olarak kabul edilebilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur.

Tersinin kabulü, hak arama özgürlüğünü düzenleyen Anayasa’nın 36. maddesi hükmüne de aykırı düşer.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, sadece takibin haksızlığını ortaya koyan olgulara dayanılarak, bunların aynı zamanda davacının kötüniyetini de gösterdiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.04.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

13. Hukuk Dairesi         2012/26728 E.  ,  2013/8605 K.

  •  


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalıların müştereken maliki oldukları taşınmazla ilgili 3. kişiyle yaptıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği yüklenicinin inşaatı tamamlamadan askıda bırakması nedeni ile davalıların mevcut sözleşmeyi feshetmek için dava açmak zorunda kaldıklarını ve kendisini vekil tayin ettiklerini, sözleşmenin feshi ve menfi zararın tazmini için Didim Asliye Hukuk Mahkemesi açtığı davada sözleşmenin feshine ve davalılar yararına 137.400,00 TL tazminata hükmedildiğini, kararın 02.10.2009’da kesinleştiğini, davalılarla sözlü olarak 25.000,00 TL avukatlık ücreti kararlaştırmalarına rağmen davalıların ücretini ödemediği gibi icra takibine da haksız yere itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davacı ile yazılı ya da sözlü olarak 25.000,00 TL avukatlık ücreti konusunda bir anlaşmalarının bulunmadığını, davacı ile davalı …’in eşi teyze çocukları olmaları sebebi ile davacının ücret miktarını belirlemeyi kendilerine bıraktığını, keşif, tebligat gideri, eksik harç gideri, 3.000,00’er TL dan 6.000,00 TL vekalet ücreti olmak üzere davacıya toplam 15.500,00 TL ödeme yaptıklarını, bu ödemeler karşılığında davacıdan herhangi bir belge almadıklarını savunarak davcanın reddini, % 40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini dilemişlerdir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının ve davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-İİK 67/2 maddesi takibin haksız ve kötü niyetli olması halinde alacaklı aleyhine tazminata hükmedileceğini hükme bağlamaktadır. Anılan kanun hükmü uyarınca alacaklı-davacı lehine tazminata hükmedilebilmesi için davacı alacaklı tarafından yapılan icra takibinin haksız olmasının yanı sıra takibin kötü niyetle yapılması da şarttır. Eldeki davada davacının kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının kötü niyetinden söz edilemeyeceğinden aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi gereğince avukatlık ücretinin dava değeri üzerinden hesaplanması gerekir. Hal böyle olunca, kabul edilen asıl alacak miktarı 137.400,00 TL nın % 10’u üzerinden hesaplama yapılması gerekirken, dava tarihi ile kesinleşme tarihi arasındaki sürenin faizinin de dava değerine eklenerek hesaplama yapılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
4-Davalılar, davacı avukat ile davalı …’in eşi arasında akrabalık ilişkisi bulunduğundan davacının ücret belirleme işini kendilerine bıraktığını, avukatlık ücreti olarak davacıya elden 7.500,00 TL ödeme yaptıklarını savunduklarına göre mahkemece, davalılar cevap dilekçesinde “her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayandıklarından davalılara 7.500,00 TL nın davacıya elden ödendiğine dair davacıya yemin teklif etme haklarının olduğu hatırlatılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle davacı ve davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 3 ve 4 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde taraflara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 3.4.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir