kişisel

Giriş

Çocuk ile kişisel ilişki kurulması hakkı, aile hukukunun en hassas ve en önemli kurumlarından biridir. Bu hak yalnızca anne ve babanın çocuk üzerindeki soybağı ilişkisinden kaynaklanan bir yetki olarak değerlendirilmemekte; aynı zamanda çocuğun duygusal, psikolojik ve sosyal gelişimini korumaya yönelik temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Modern aile hukuku anlayışında çocuk, pasif bir koruma nesnesi değil, hak sahibi bağımsız bir birey olarak görülmektedir. Bu nedenle çocukla kurulacak kişisel ilişkinin temel amacı, çocuğun üstün yararının sağlanmasıdır.

Türk Medeni Kanunu’nda çocukla kişisel ilişki kurma hakkı esas itibarıyla anne ve babaya tanınmış olmakla birlikte, belirli şartların varlığı halinde üçüncü kişilere de bu hakkın tanınabileceği kabul edilmiştir. Özellikle büyükanne, büyükbaba, kardeş, üvey ebeveyn veya çocukla güçlü duygusal bağ kurmuş diğer kişiler bakımından bu düzenleme büyük önem taşımaktadır. Günümüzde boşanma oranlarının artması ve çocukların farklı sosyal çevrelerde yetişmesi nedeniyle üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurma talepleri uygulamada daha sık gündeme gelmektedir.

Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkının Hukuki Niteliği

Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı, yalnızca biyolojik anne ve baba olgusuna dayanmamaktadır. Doktrinde ağırlıklı olarak kabul edilen görüşe göre bu hakkın temelinde “psikolojik anne ve baba” anlayışı bulunmaktadır. Buna göre çocuğa sevgi gösteren, onun gelişimiyle ilgilenen, destek sağlayan ve çocukla sağlıklı duygusal bağ kurabilen kişiler, çocuk açısından gerçek anlamda ebeveynlik fonksiyonunu yerine getirmektedir.

Bu sebeple yalnızca soybağının varlığı, kişisel ilişki kurulması hakkının varlığı için tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Çocukla fiilen hiçbir manevi bağ kurmamış, onun gelişimine katkı sağlamamış kişilerin sırf biyolojik bağ nedeniyle bu hakkı sınırsız şekilde talep etmeleri mümkün değildir. Çünkü kişisel ilişki kurma hakkının amacı, çocuk ile ilgili kişinin karşılıklı sevgi ve bağlılık ilişkisini devam ettirmek, çocuğun ruhsal gelişimini desteklemek ve aile bağlarını korumaktır.

Nitekim kişisel ilişki kurma hakkı, velayet hakkının bir uzantısı olarak da değerlendirilemez. Velayet hakkı çocuğun bakım, eğitim ve temsilini kapsayan geniş bir yetki alanı oluştururken; kişisel ilişki hakkı daha çok çocuk ile duygusal bağın korunmasına yöneliktir. Bu nedenle velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin de çocukla kişisel ilişki kurma hakkı devam etmektedir.

Öğretide ayrıca bu hakkın bir “yüküm hak” niteliği taşıdığı da ifade edilmektedir. Yani kişisel ilişki yalnızca hak sahibinin menfaatini değil, aynı zamanda çocuğun korunmasını ve gelişimini de amaçlayan sosyal içerikli bir haktır. Bu nedenle kişisel ilişki kurulurken tarafların değil, öncelikle çocuğun yararı dikkate alınmalıdır.

Anne ve Babanın Kişisel İlişki Kurma Hakkı

Türk Medeni Kanunu’nun 323. maddesi uyarınca anne ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Madde 323- Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Boşanma sonrasında çocuk çoğunlukla ebeveynlerden birinin yanında yaşamaya devam etmektedir. Ancak diğer ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin tamamen koparılması, çocuğun psikolojik gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler doğurabilmektedir. Bu nedenle mahkemeler kişisel ilişki düzenlemesi yaparken çocuğun yaşını, eğitim durumunu, sosyal çevresini ve duygusal ihtiyaçlarını dikkate almak zorundadır.

Kişisel ilişkinin amacı, çocuğun ebeveynlerinden biriyle bağının kopmasını önlemek ve çocuğun her iki ebeveynin sevgisini de hissedebilmesini sağlamaktır. Ancak bu hak sınırsız değildir. Çocuğun huzurunu bozan, psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen veya çocuğu ebeveynler arasındaki çatışmanın merkezine yerleştiren durumlarda mahkeme kişisel ilişkiyi sınırlandırabilir ya da tamamen kaldırabilir.

Üçüncü Kişilerin Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkı

Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesi, olağanüstü hallerin varlığı halinde üçüncü kişilere de çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı tanımaktadır. Kanun özellikle hısımları belirtmiş olsa da bu hak yalnızca akrabalarla sınırlı değildir. Çocukla güçlü manevi bağ kurmuş ve onun hayatında önemli yer edinmiş kişiler de gerekli şartların varlığı halinde bu haktan yararlanabilir.

Madde 325- Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde
çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.
Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır
.

Özellikle büyükanne ve büyükbabaların torunlarıyla kişisel ilişki kurma talepleri uygulamada sıklıkla görülmektedir. Türk aile yapısında büyükanne ve büyükbabaların çocukların yetişmesinde aktif rol üstlenmeleri nedeniyle, çocuk ile bu kişiler arasında çoğu zaman güçlü bir duygusal bağ oluşmaktadır. Anne veya babanın ölümü, boşanma ya da aile içi çatışmalar sebebiyle bu ilişkinin tamamen kesilmesi, çocuk açısından psikolojik yıkıma neden olabilmektedir.

Bunun yanında kardeşler arasında kişisel ilişki kurulması da önemlidir. Özellikle boşanma sonrası kardeşlerin farklı ebeveynlerin yanında kalmaları durumunda kardeşlik bağının korunması çocuğun ruhsal gelişimi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Doktrinde ve uygulamada; koruyucu aile bireyleri, üvey anne-baba, uzun süre çocuğun bakımını üstlenen kişiler veya çocukla özel bir duygusal bağ geliştirmiş üçüncü kişiler bakımından da kişisel ilişki kurulabileceği kabul edilmektedir.

Olağanüstü Hal Şartı

Kanun koyucu, üçüncü kişilerin her durumda çocukla kişisel ilişki kurmasını istememiş; bunun için “olağanüstü hallerin” varlığını aramıştır. Hangi durumların olağanüstü hal oluşturacağı somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından değerlendirilecektir.

Ancak olağanüstü halin varlığı tek başına yeterli değildir. Kurulacak kişisel ilişkinin aynı zamanda çocuğun menfaatine uygun olması gerekir.

Çocuğun Üstün Yararı İlkesi

Bu hususta en önemli ilke “çocuğun üstün yararı” ilkesidir. Kişisel ilişki kurulmasına yönelik her değerlendirmede öncelikli ölçüt çocuğun fiziksel, psikolojik, sosyal ve duygusal gelişiminin korunmasıdır.

Mahkeme, kişisel ilişki talebini değerlendirirken;

  • çocuğun yaşı,
  • psikolojik durumu,
  • eğitim hayatı,
  • mevcut aile düzeni,
  • taraflarla olan duygusal bağı,
  • çocuğun görüşü

gibi unsurları dikkate almak zorundadır.

Özellikle belirli olgunluğa ulaşmış çocukların görüşünün alınması büyük önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi de çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüş açıklama hakkına sahip olduğunu açıkça kabul etmektedir. Bu nedenle çocuk istemediği bir kişisel ilişkiye zorlanamaz. Çocuğa baskı uygulanması hem kişilik haklarına aykırıdır hem de çocuğun üstün yararı ilkesiyle bağdaşmaz.

Kişisel İlişki Kurulmasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Çocukla kişisel ilişki kurulmasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

Yetkili mahkeme ise TMK m. 326 gereği çocuğun oturduğu yer mahkemesi ve boşanma ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin kararlar konusunda yetkili olan mahkemeler çocukla kişisel ilişki kurulması hususunda da yetkili olacaklardır.

Madde 326- Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.

Sonuç

Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkı, yalnızca ebeveynlerin menfaatini koruyan klasik bir aile hukuku kurumu değildir. Bu hak, esas itibarıyla çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimini korumayı amaçlayan önemli bir çocuk hakkıdır. Özellikle üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurma taleplerinde belirleyici olan unsur, talepte bulunan kişinin isteği değil, çocuğun üstün yararıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesi ile getirilen düzenleme sayesinde çocuk ile güçlü manevi bağ kurmuş üçüncü kişilerin de belirli şartlar altında çocukla ilişkilerini sürdürebilmeleri mümkün hale gelmiştir. Ancak bu ilişkinin kurulabilmesi için olağanüstü hallerin bulunması ve kurulacak ilişkinin çocuğun menfaatine uygun olması zorunludur.

Sonuç olarak kişisel ilişki kurma hakkı değerlendirilirken çocuk, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir unsuru olarak değil; hak sahibi bağımsız bir birey olarak ele alınmalı ve her durumda çocuğun huzuru, güvenliği ve psikolojik gelişimi ön planda tutulmalıdır.

Ayrıntılı bilgi ve danışmanlık hizmeti almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar: Yüksel, S. R. (2019). Üçüncü Kişilerin Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasını İsteme Hakkı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi25(2), 1539-1556.

İlginizi Çekebilecek Yazılarımız:

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir