6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 76. maddesinde düzenlenen geçici ödeme kurumu, tazminat alacağının kesin olarak belirlenmesi ve hüküm altına alınması için gereken yargılama süreci devam ederken zarar görenin ekonomik bakımdan korunmasını amaçlayan özel bir hukuki mekanizmadır. Tazminat davalarının niteliği gereği uzun sürebilmesi, özellikle bedensel zarara uğrayan veya gelir elde etme imkânını kaybeden kişilerin zararlarının giderilmesini geciktirebilmektedir. Bu gecikmenin doğurabileceği ikincil mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla kanun koyucu, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde davalıya geçici ödeme yükümlülüğü getirilebilmesine imkân tanımıştır.
Geçici ödeme kurumunun uygulanabilmesi için zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması, ekonomik durumunun geçici ödemeyi gerekli kılması ve hâkimden bu yönde talepte bulunulması gerekir. Bununla birlikte kurumun uygulanması, davalının nihai sorumluluğunun kesinleştiği anlamına gelmediği gibi, zarar görenin tazminat talebinin tümüyle kabul edildiğini de göstermez. Geçici ödemenin nihai hükümle ilişkisi ve tazminata hükmedilmemesi durumunda doğacak iade yükümlülüğü, kurumun hukuki niteliğinin belirlenmesinde temel öneme sahiptir.
Özel hukuk uyuşmazlıklarında adaletin sağlanması, yalnızca haklı olan tarafın belirlenmesi ve uyuşmazlığın kesin bir hükümle sona erdirilmesiyle sınırlı değildir. Hakkın korunmasının zamanında ve etkili biçimde gerçekleştirilebilmesi de hukuki korumanın önemli bir unsurudur. Özellikle tazminat hukukunda, zararın meydana gelmesi ile bu zararın karşılanmasına yönelik mahkeme kararının verilmesi arasında geçen süre, zarar gören bakımından yeni ekonomik güçlükler ortaya çıkarabilmektedir.
Örneğin bir trafik kazası sonucunda çalışma gücünü geçici olarak kaybeden, tedavi giderleriyle karşı karşıya kalan ve düzenli gelirinden yoksun kalan kişinin, tazminat alacağını ancak yıllar sürebilecek yargılama sonunda elde edebilmesi, zararın giderilmesini geciktirebilir. Bu süreçte zarar görenin temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli kaynaklardan yoksun kalması, uyuşmazlığın yalnızca parasal boyutunu değil, kişinin yaşam koşullarını da etkileyebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 76. maddesi, bu soruna yönelik olarak geçici ödeme kurumunu düzenlemiştir. Hüküm, zarar görenin talebi ve kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi üzerine hâkime, davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verme yetkisi tanımaktadır. Böylece nihai tazminat miktarının kesin olarak belirlenmesi beklenmeden, zarar görenin mevcut ekonomik ihtiyaçlarının belirli ölçüde karşılanabilmesi amaçlanmaktadır.
I. Geçici Ödeme Kurumunun Amacı ve Hukuki Niteliği
1. Kurumun amacı
Geçici ödeme kurumunun temel amacı, zarar görenin tazminat alacağının kesinleşmesini beklemek zorunda kalmasından kaynaklanan ekonomik güçlükleri azaltmaktır. Burada korunmak istenen menfaat, yalnızca gelecekte hükmedilecek tazminatın tahsil edilmesi değil, yargılama devam ederken ortaya çıkan ve gecikmeye tahammülü bulunmayan ihtiyaçların karşılanabilmesidir.
Bu yönüyle geçici ödeme, klasik tazminat anlayışından farklı bir işlev üstlenir. Tazminatın nihai amacı zararın hukuken belirlenen ölçüde giderilmesiyken geçici ödeme, bu giderimin gerçekleşeceği ana kadar zarar görenin korunmasına yönelir. Dolayısıyla kurum, zarar görenin maddi ihtiyaçları ile yargılamanın zorunlu süresi arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik bir araç olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte geçici ödeme, her tazminat davasında kendiliğinden uygulanabilecek bir mekanizma değildir. Kanun koyucu, bir yandan zarar görenin korunmasını gözetirken diğer yandan henüz kesinleşmemiş bir sorumluluk ilişkisi nedeniyle davalıya ödeme yükümlülüğü yüklenmesinin sonuçlarını da dikkate almıştır. Bu nedenle kurum, belirli maddi koşulların gerçekleşmesine bağlanmıştır.
2. Geçici ödemenin hukuki niteliği
TBK m. 76 kapsamında verilen karar, esas uyuşmazlığı nihai olarak çözen bir tazminat hükmü değildir. Geçici ödeme kararıyla davalının sorumluluğu bütün unsurlarıyla kesin biçimde belirlenmez; yalnızca yargılama devam ederken belirli bir miktarın ödenmesine karar verilir.
Bu özellik, geçici ödemenin ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve nihai tazminat kararından ayrılmasını gerektirir. İhtiyati haciz, esas itibarıyla para alacağının tahsilinin güvence altına alınmasına; ihtiyati tedbir ise uyuşmazlık konusu hak veya hukuki durum bakımından geçici koruma sağlanmasına yöneliktir. Geçici ödeme ise doğrudan zarar görene belirli bir parasal edimin yerine getirilmesini amaçlar.
Bu nedenle geçici ödeme kurumunu yalnızca gelecekteki tahsilatı güvence altına alan bir önlem olarak değerlendirmek yeterli değildir. Kurumun ayırt edici özelliği, zarar görenin ekonomik ihtiyacına cevap verecek şekilde doğrudan ödeme yapılmasına imkân tanımasıdır. Nitekim TBK m. 76’nın ikinci fıkrasında, yapılan ödemenin nihai tazminata mahsup edilmesi ve tazminata hükmedilmemesi hâlinde iadesinin düzenlenmesi de bu özel niteliği ortaya koymaktadır. [1]
II. Geçici Ödeme Kararı Verilebilmesinin Şartları
1. Zarar görenin talebinin bulunması
TBK m. 76 uyarınca hâkim, geçici ödeme kararı verebilmek için zarar görenin istemiyle karşılaşmalıdır. Hükmün lafzı, geçici ödeme kurumunun kendiliğinden uygulanmasından ziyade talebe bağlı bir koruma mekanizması olarak tasarlandığını göstermektedir.
Bu nedenle geçici ödeme isteyen tarafın, talebini açıkça ortaya koyması ve talebin dayanağını somutlaştırması önemlidir. Dava dilekçesinde veya yargılama sırasında sunulacak dilekçede; zararın niteliğinin, mevcut ekonomik koşulların, ödeme ihtiyacının ve talep edilen miktarın hangi gerekçelerle gerekli görüldüğünün açıklanması, mahkemenin sağlıklı değerlendirme yapmasına yardımcı olacaktır.
Geçici ödeme talebinin ileri sürülmesi, talebin mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Hâkim, kanunda öngörülen diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini de incelemelidir.
2. İddianın haklılığını gösteren inandırıcı kanıtların bulunması
Geçici ödeme kararı verilebilmesi için zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması gerekir. Bu koşul, henüz esas hakkında kesin bir hüküm kurulmadan davalıya ödeme yükümlülüğü yüklenebilmesinin temel güvencelerinden biridir.
Burada aranması gereken, uyuşmazlığın bütün unsurlarının nihai yargılama sonunda ulaşılacak kesinlikte kanıtlanması değildir. Bununla birlikte salt iddia veya soyut bir sorumluluk isnadı da yeterli kabul edilmemelidir. Sunulan delillerin, somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirildiğinde zarar görenin iddiasını inandırıcı kılması gerekir.
Örneğin trafik kazasından kaynaklanan bir tazminat davasında kaza tespit tutanağı, sağlık kuruluşlarından alınan raporlar, tedavi belgeleri ve gelir kaybını gösteren kayıtlar; olayın özelliklerine göre geçici ödeme talebinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. İş kazalarında ise iş kazası kayıtları, iş göremezlik belgeleri, sağlık raporları ve ücret kayıtları dikkate alınabilecek deliller arasında yer alabilir.
Bununla birlikte her bir belgenin tek başına yeterli olacağı söylenemez. Delillerin ispat gücü, uyuşmazlığın niteliğine, sorumluluğun dayanağına ve dosyanın bütününe göre belirlenmelidir. Özellikle kusur oranı, illiyet bağı veya zarar miktarı bakımından önemli belirsizlikler mevcutsa bu hususlar geçici ödeme talebinin değerlendirilmesinde ayrıca dikkate alınmalıdır.
Dolayısıyla inandırıcı kanıt koşulu, bir yandan zarar görenin erken hukuki korumaya erişimini mümkün kılarken diğer yandan davalının henüz yeterince temellendirilmemiş bir talep nedeniyle ödeme yapmak zorunda bırakılmasını önlemeye hizmet eder.
3. Zarar görenin ekonomik durumunun geçici ödemeyi gerektirmesi
Geçici ödeme kurumunun en önemli unsurlarından biri, zarar görenin ekonomik durumunun ödeme yapılmasını gerektirmesidir. Kanun koyucu, yalnızca tazminat talebinin makul görünmesini yeterli saymamış; zarar görenin mevcut ekonomik koşullarını da kararın verilmesinde etkili bir unsur olarak kabul etmiştir.
Bu koşul, geçici ödemenin her tazminat alacağı bakımından otomatik olarak uygulanamayacağını gösterir. Zarar görenin uğradığı zararın yanı sıra bu zararın kişinin ekonomik yaşamında ortaya çıkardığı sonuçlar da değerlendirilmelidir.
Örneğin bedensel zarar nedeniyle çalışamayan, düzenli gelirini kaybeden ve devam eden tedavi giderlerini karşılamakta güçlük çeken bir kişinin durumu, geçici ödeme ihtiyacının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Buna karşılık yalnızca tazminat alacağının bir an önce tahsil edilmek istenmesi, ekonomik gereklilik koşulunun gerçekleştiğini tek başına göstermeyebilir.
Ekonomik durum değerlendirilirken zarar görenin gelirleri, zorunlu giderleri, tedavi masrafları, çalışma gücündeki kayıp, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bulunup bulunmadığı ve mevcut sosyal güvence imkânları gibi unsurlar olayın özelliklerine göre dikkate alınabilir.
Burada önemli olan, zarar görenin mutlaka yoksulluk içinde bulunmasının aranması değildir. Hükümde böyle bir şart öngörülmemiştir. Esas mesele, yargılamanın devam etmesi nedeniyle tazminatın gecikmesinin zarar görenin ekonomik koşullarında anlamlı bir güçlük yaratıp yaratmadığının belirlenmesidir.
4. Hâkimin takdir yetkisi
TBK m. 76, koşulların gerçekleşmesi hâlinde dahi hâkimin geçici ödeme kararı vermesini zorunlu kılan bir ifade içermemektedir. Hükümde kullanılan “karar verebilir” ibaresi, hâkime somut olayın özelliklerini değerlendirme yetkisi tanındığını göstermektedir.
Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Hâkim, geçici ödeme talebini değerlendirirken kanunda belirtilen koşulları, sunulan delilleri, zarar görenin ekonomik ihtiyacını ve talep edilen miktarın ölçülülüğünü birlikte ele almalıdır.
Bu değerlendirmede hem zarar görenin korunma ihtiyacı hem de davalının henüz nihai olarak belirlenmemiş bir borç nedeniyle ödeme yapmak zorunda bırakılmasının sonuçları dikkate alınmalıdır. Böylece geçici ödeme kurumu, taraflardan birinin menfaatini mutlak biçimde üstün tutan bir uygulamaya dönüşmeden amacına uygun şekilde işletilebilir.
III. Geçici Ödemenin Kapsamı ve Miktarının Belirlenmesi
TBK m. 76’da geçici ödemenin asgari veya azami miktarını belirleyen açık bir parasal sınır öngörülmemiştir. Bu nedenle ödenecek tutarın belirlenmesi, somut olayın özelliklerine ve dosyada mevcut delillere göre yapılmalıdır.
Geçici ödeme miktarı belirlenirken öncelikle zarar görenin mevcut ekonomik ihtiyacı ve bu ihtiyacın hangi ölçüde karşılanmasının gerekli olduğu değerlendirilmelidir. Bunun yanında iddianın haklılığını destekleyen delillerin gücü, sorumluluğun kapsamına ilişkin mevcut bilgiler ve ileri sürülen zarar kalemlerinin niteliği de önem taşır.
Geçici ödeme, nihai tazminat miktarının tamamının önceden tahsili anlamına gelmez. Kurumun amacı, yargılama sürecinde ihtiyaç duyulan parasal desteğin sağlanmasıdır. Bu nedenle talep edilen tutarın, ortaya konulan ekonomik ihtiyaç ve dosyada mevcut delillerle gerekçelendirilebilir olması gerekir.
Örneğin bir iş kazası nedeniyle uzun süre çalışamayan ve düzenli gelirinden yoksun kalan kişinin geçici ödeme talebinde bulunması hâlinde, mevcut gelir kaybı, tedavi giderleri ve zorunlu yaşam masrafları birlikte değerlendirilebilir. Ancak bu örnek, her iş kazasında veya her gelir kaybında belirli bir miktarda geçici ödeme yapılacağı anlamına gelmez. Her uyuşmazlık kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Geçici ödemenin kapsamının belirlenmesinde ölçülülük ilkesi, kurumun amacı ile davalının menfaatlerinin dengelenmesine yardımcı olur. Gereğinden yüksek bir ödeme, henüz kesinleşmemiş bir sorumluluğun sonuçlarını davalı üzerinde ağırlaştırabilir; ekonomik ihtiyacı karşılamayacak kadar düşük bir ödeme ise kurumun koruyucu işlevini zayıflatabilir.
IV. Geçici Ödemenin Nihai Tazminat Hükmüyle İlişkisi
1. Tazminata hükmedilmesi hâlinde mahsup
TBK m. 76’nın ikinci fıkrasına göre davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir. Böylece zarar görenin aynı zarar bakımından hem geçici ödeme hem de nihai tazminat kapsamında mükerrer tahsilat elde etmesi önlenir.
Mahsup mekanizması, geçici ödemenin bağımsız ve nihai bir tazminat kalemi olmadığını açıkça ortaya koyar. Geçici ödeme, esas uyuşmazlıkta belirlenecek sorumluluk ve tazminat miktarıyla bağlantılıdır.
Bu nedenle nihai karar aşamasında daha önce yapılan ödemenin dikkate alınması gerekir. Mahsup işleminin doğru biçimde yapılabilmesi için ödemenin tutarı, tarihi ve hangi uyuşmazlık kapsamında gerçekleştirildiğinin dosyada açıkça belirlenmesi önemlidir.
Bununla birlikte mahsup işlemi, nihai tazminat hesabının diğer unsurlarından bağımsız biçimde ele alınmamalıdır. Hükmedilen tazminatın kapsamı, daha önce yapılan ödemenin hangi zarar veya alacakla ilişkili olduğu ve varsa faiz hesaplamasına ilişkin meseleler somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
2. Tazminata hükmedilmemesi hâlinde iade
Kanun koyucu, geçici ödemenin zarar gören lehine sonuç doğurabileceğini kabul etmekle birlikte davanın sonunda tazminata hükmedilmemesi ihtimalini de düzenlemiştir. Bu durumda hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri yasal faiziyle birlikte geri vermesine karar verir.
Bu düzenleme, geçici ödeme kurumunun taraflar arasındaki nihai hukuki ilişkiyi önceden ve kesin olarak belirlemediğini gösterir. Zarar görenin geçici ödeme almış olması, davanın mutlaka lehine sonuçlanacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde geçici ödeme yapılması da davalının sorumluluğunun kesin olarak kabul edildiği şeklinde yorumlanamaz.
İade yükümlülüğü, geçici ödemenin koşullu niteliğinin bir sonucudur. Kanun, zarar görenin yargılama süresince korunmasını sağlarken davanın sonunda tazminat hakkının bulunmadığının belirlenmesi hâlinde davalının yaptığı ödemenin karşılıksız kalmamasını da amaçlamaktadır.
Bununla birlikte bu iade düzenlemesinin uygulamada zarar gören açısından önemli bir ekonomik risk oluşturabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Özellikle geçici ödemeyi tedavi giderleri veya zorunlu yaşam masrafları için kullanan kişinin, davanın aleyhine sonuçlanması hâlinde aldığı tutarı yasal faiziyle birlikte geri vermek zorunda kalması ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu sebeple geçici ödeme kararı verilirken yalnızca mevcut ihtiyacın varlığı değil, iddianın hukuki ve maddi dayanaklarının gücü de dikkatle değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem kurumun koruyucu amacını hem de iade hükmünün taraflar bakımından doğurabileceği sonuçları birlikte gözetir.
V. Geçici Ödeme Kurumunun Uygulama Alanı
TBK m. 76, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen bölümünde yer almaktadır. Bu nedenle kurumun temel uygulama alanı, haksız fiil sorumluluğuna dayanan tazminat uyuşmazlıklarıdır.
Trafik kazalarından, iş kazalarından ve diğer haksız fiillerden kaynaklanan tazminat davaları, gerekli koşulların bulunması hâlinde geçici ödeme talebinin gündeme gelebileceği uyuşmazlıklara örnek gösterilebilir.
Bununla birlikte kurumun uygulama alanı yalnızca haksız fiil sorumluluğuyla sınırlı mıdır sorusu, sözleşmeden doğan sorumluluk bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. TBK m. 114/2, borca aykırılık hâllerinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmasına imkân tanımaktadır. Doktrindeki önemli bir görüş, bu yollamadan hareketle TBK m. 76’nın sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan tazminat taleplerinde de uygulanabileceğini kabul etmektedir. [2]
Ancak bu sonuca ulaşılırken her sözleşmesel uyuşmazlığın otomatik olarak geçici ödeme kapsamına girdiği düşünülmemelidir. Sözleşmeden doğan sorumluluğun niteliği, TBK m. 114/2’nin uygulanma koşulları ve geçici ödeme kurumunun amacı birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle somut olayın özellikleri ve ilgili hukuki ilişkinin niteliği, uygulama alanının belirlenmesinde önem taşır.
Manevi tazminat talepleri bakımından da ayrıca değerlendirme yapılması gerekir. TBK m. 76’da ödeme yapılabilecek zarar kalemleri açıkça sınırlandırılmamış olmakla birlikte, manevi tazminatın niteliği ve kurumun ekonomik ihtiyacı karşılama amacı nedeniyle bu alanda doktrinde görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Manevi tazminat talebinin varlığı, tek başına geçici ödeme kararı verilmesini gerektirmez. Bu konuda somut olayın özellikleri ile ilgili hukuki görüşler birlikte ele alınmalıdır. [3]
VI. Geçici Ödeme Kurumunun Yargılama Sürecindeki Önemi ve Uygulama Sorunları
Geçici ödeme kurumunun etkili biçimde uygulanabilmesi, yalnızca kanuni koşulların mevcut olmasına değil, bu koşulların yargılama sürecinde nasıl değerlendirildiğine de bağlıdır.
İlk olarak, ekonomik gereklilik koşulunun somutlaştırılması önem taşır. Zarar görenin yalnızca ekonomik sıkıntı içinde bulunduğunu belirtmesi yerine gelir belgelerini, zorunlu giderlerini, tedavi masraflarını ve çalışma gücü kaybını ortaya koyması, talebin değerlendirilmesini kolaylaştırabilir.
İkinci olarak, inandırıcı kanıt koşulunun somut olayın niteliğine uygun biçimde değerlendirilmesi gerekir. Henüz nihai hüküm için gerekli bütün delillerin toplanmamış olması, geçici ödeme kurumunun amacını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmamalıdır. Buna karşılık sorumluluk ilişkisini destekleyen yeterli veri bulunmadan ödeme kararı verilmesi de davalı bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabilir.
Üçüncü olarak, geçici ödeme miktarı belirlenirken gerekçeli bir değerlendirme yapılması önemlidir. Talep edilen miktarın neden gerekli görüldüğü, mevcut delillerin ne ölçüde destekleyici olduğu ve ekonomik ihtiyacın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir. Böylece geçici ödeme, soyut bir hakkaniyet değerlendirmesine indirgenmeden somut veriler üzerinden ele alınabilir.
Son olarak, geçici ödeme kararının nihai hükümle ilişkisinin doğru kurulması gerekir. Mahsup ve iade hükümlerinin uygulanmasında tereddüt yaşanmaması için ödeme kayıtlarının açık tutulması, yapılan ödemenin kapsamının belirlenmesi ve nihai tazminat hesabında bu hususun gözetilmesi önemlidir.
Geçici ödeme kurumunun başarısı, yalnızca zarar görene erken ödeme yapılmasıyla ölçülemez. Asıl ölçüt, hukuki korumanın zamanında sağlanması ile henüz kesinleşmemiş bir sorumluluk nedeniyle ortaya çıkabilecek riskler arasında adil bir denge kurulabilmesidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 76. maddesinde düzenlenen geçici ödeme kurumu, tazminat hukukunda zarar görenin yargılama süresince korunmasına yönelik önemli bir hukuki araçtır. Kurumun temel işlevi, zarar görenin ekonomik ihtiyaçlarının karşılanmasını nihai tazminat hükmünün verilmesine kadar ertelemek zorunda bırakılmasını önlemektir.
Bununla birlikte geçici ödeme, tazminat alacağının kesinleşmiş bir bölümü olarak değerlendirilmemelidir. Hükmün uygulanması, zarar görenin talebine, iddiasını destekleyen inandırıcı kanıtların bulunmasına ve ekonomik durumunun geçici ödemeyi gerektirmesine bağlıdır. Hâkim, bu unsurları somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirerek geçici ödeme konusunda karar verebilir.
Kurumun en önemli özelliklerinden biri, geçici ödeme ile nihai tazminat arasında kurulan bağlantıdır. Tazminata hükmedilmesi hâlinde yapılan ödemenin mahsup edilmesi, zarar görenin mükerrer tahsilat elde etmesini önler. Tazminata hükmedilmemesi hâlinde ise kanun, alınan ödemenin yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesini öngörür. Böylece zarar görenin korunması ile davalının menfaatlerinin gözetilmesi arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır.
Kanaatimizce TBK m. 76’nın etkili biçimde uygulanabilmesi için ekonomik gereklilik koşulunun salt yoksulluk ölçütüne indirgenmemesi, inandırıcı kanıtların somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi ve geçici ödeme miktarının gerekçeli biçimde belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde kurum, bir taraftan korumayı amaçladığı zarar görenler bakımından etkisiz kalabilir, diğer taraftan davalı üzerinde ölçüsüz bir yük oluşturabilir.
Sonuç olarak geçici ödeme, yalnızca tazminatın erken tahsil edilmesini sağlayan bir mekanizma değil, hukuki korumanın zaman bakımından etkinliğini artırmayı amaçlayan özel bir kurumdur. Bu kurumun amacına uygun uygulanması, yargılamanın kesinlik ihtiyacı ile zarar görenin gecikmeksizin korunma ihtiyacı arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmesini gerektirir.
KAYNAKÇA:
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 76, özellikle ikinci fıkra.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 114/2; Altunkaya, Mehmet / Altınkan, Onur, “Türk Borçlar Kanunu’nun 76. Maddesinde Düzenlenen Geçici Ödemeler Müessesesinin Getirdikleri”, Türk Borçlar Kanunu’nun 10. Yılı Sempozyumu kapsamında yayımlanan çalışma.
- “Geçici Ödemenin Koşulları”, DergiPark’ta yayımlanan akademik çalışma; TBK m. 76’nın uygulama koşulları ve manevi tazminat bakımından tartışmalar.
- Resmî mevzuat kaynağı: Türkiye Büyük Millet Meclisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Kanun No. 6098, Kabul Tarihi: 11.01.2011. Mevzuat metni ve kanun bilgileri için: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/F72877BD-E416-037B-E050-007F01005610
İlginizi Çekebilecek Yazılarımız:
