atanma

Türk hukukunda mirasçı atama mümkündür. Miras bırakan mirasının tamamı veya bir kısmı için bir veya birden fazla mirasçı atayabilmektedir bu husus Türk Medeni Kanunu’nun 516. Maddesinde ”Mirasbırakan, mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı atayabilir.


Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı atanması sayılır. ” Şeklinde düzenlenmiş olup kanun hükmü gereği miras bırakanın kanunda sayılı yasal mirasçıları dışında kendi iradesi ile mirasçı atama imkanı bulunmaktadır. Miras bırakan mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yolu ile de 3. Kişilere kazandırma yapabilir. Bu husus kanunun 517. Maddesinde ” Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.


Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir.


Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.” şeklindedir. Kanun maddesi ile anlaşılacağı üzere miras bırakan kanunen mirasçısı bulunanlar dışında kişileri veya tüzel kişileri mirasçı olarak atıyabilir veya belirli bir mal bırakılmasını vasiyet edebilir. Miras bırakanın mirasçı atama yolu ile veya belirli bir mal bırakma yolu ile tasarrufta bulunma yetkisi kanunun 560. Ve devam eden maddelerinde saklı paylı mirasçıların saklı payını aşması halinde sınırlandırmıştır yani miras bırakanın bu konudaki tasarruf yetkisi saklı paylı mirasçılarının bulunması halinde sınırsız değildir. Kanuna göre saklı paylı mirasçılar altsoy , anne ve baba ve eştir. Kardeşler kanun gereği saklı paylı mirasçı değildir. Miras bırakanın ölümü halinde kanunda yazılı saklı paylı mirasçıları bulunması halinde saklı paya sahip mirasçıların saklı payan aşan kısmını tenkisini talep etme hakkı bulunmaktadır. Bu hususta kanunun 560. Maddesi ” saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler…” 561. Maddesi ”Saklı pay sahibi mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı orantılı olarak tenkise tâbi olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı tasarrufun bulunması hâlinde, saklı pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın saklı payı aşan kısmı ile saklı pay sahibi olmayan kimselere yapılan kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir” şeklindedir. Kanunda saklı pay oranları 506. Maddede ”Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:

  1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
  2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
  3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.)
  4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde
    yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.” şeklinde düzenlenmiş olup yasal mirasçılar miras payı oranının tamamını değil saklı payı oranında tasarrufun tenkisini talep edebileceklerdir.

Mirasçı atanması ile ilgili Yargıtay kararları

Mirasçı Atanması İle İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2010/12478 E.2010/19947 K. Sayılı ilamı
”… Vasiyetname, muayyen mal vasiyeti niteliğinde olmayıp, mirasçı atamaya ilişkindir (TMK. md.516). MK. md.600 uyarınca muayyen mal vasiyetinde vasiyet alacaklısı kişisel bir istem hakkı kazanır ve bu hak dava yoluyla talep edilebilir. Uygulamada bu dava vasiyetin tenfizi davası olarak anılmaktadır. Medeni Kanu-nun 600. maddesi muayyen mal vasiyetini kapsayıp mirasçı atanmasını kapsamaz (nitekim değişiklik öncesi medeni kanun 541 metninde “kendisine muayyen bir şey vasiyet edilen kimse” ifadesi kullanılmaktadır). Atanmış mirasçılarda ise miras, miras bırakanın ölümü ile kazanılır (TMK. md.599/3). Mirasçı atanan kişi miras bırakanın ölümü ile tereke üzerinde doğrudan ve kendiliğinden bir ayni hak kazanır. Bu durumda, miras bırakandan intikal eden ayni hakların, atanmış mirasçı adına tescili için vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dolayısıyla mahkeme hükmüne ihtiyaç yoktur. Atanmış mirasçıya, buna ilişkin mirasçılık belgesi verilmesi (TMK. md.598/2) yeterli olup, bu nitelikteki belge ile ayni hakların bu kişi adına tapuda (resmi senet düzenlenmeksizin tescili) mümkündür (Tapu Sicili Tüzüğü md.21/a).

Yukarıda açıklandığı üzere davacı TMK 598/2 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden veraset ilamı alarak aynı sonuca ulaşabilecektir….”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/2251 E. – 2015/3564 K. Sayılı İlamı
”…Mirasçılık kanundan doğuyorsa bu “yasal mirasçılık”tır (TMK m. 495-501). Mirasçılık murisin iradesine dayalı olarak da doğabilir. Muris ölüme bağlı tasarruf şekillerinden birine (vasiyetname ya da miras sözleşmesi) uyarak, kendi iradesiyle tasarruf özgürlüğü içerisinde, terekesinin tamamı veya belli (kesirli) bir oranı için bir ya da birden fazla kişiyi mirasçısı olarak belirlemek hakkına sahiptir. Bu hukuki işleme “mirasçı atama (nasbı)”; böyle bir işlemle mirasçılık sıfatını kazanan kişiye de “atanmış (mansup) mirasçı” denir. Buna karşılık, belirli (muayyen) mal bırakma, ölüme bağlı bir tasarrufla, murisin, bir kişiyi, onu mirasçı olarak atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunmasıdır. Kendisine bu şekilde menfaat sağlanan (kazandırmada bulunulan) kişiye “belirli mal bırakma vasiyeti alacaklısı” ya da kısaca “vasiyet alacaklısı eski deyimle (musaleh)” denilmektedir.

Bir ölüme bağlı tasarrufun mirasçı atanması mı yoksa belirli bir mal bırakma vasiyetini mi içerdiğinin belirlenmesinde murisin gerçek iradesi esas alınmalıdır. Bu belirleme için, ölüme bağlı tasarrufta işlemin mirasçı atanması veya belirli mal bırakma olduğunu belirten açık ve belli kelime ve deyimlerin kullanılması şart değildir. Terekenin tamamı veya belli (kesirli) bir oranının hak ve borçlarıyla birlikte kişi veya kişilere intikalini anlatan murisin her sözcüğü, her deyimi, o kişinin mirasçı atandığına karine kabul edilir.
Diğer yandan, TMK’nın 598. maddesinin birinci fıkrası yasal mirasçılara verilecek mirasçılık belgesini açıklarken; ikinci fıkrası da lehine ölüme bağlı tasarrufla mirasçı atanması veya belirli mal bırakma vasiyeti yapılan kişi ya da kişilere de talepleri halinde sulh mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir belge verileceğini hükme bağlamış ve verilme koşulu olarak da “mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayacak bir ay içinde itiraz edilmemiş olmasını göstermiştir.
TMK’nın 598. maddesindeki yasal mirasçılara verilecek mirasçılık belgesi ile atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklılarına verilecek belge bir “çekişmesiz yargı” işidir. (HMK’nın m. 382/2-c-6). Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme ise aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi’dir (HMK. m. 383). Bu yasal durum karşısında, murisin ölüme bağlı tasarrufu ya da mirasçının kendi iradesine dayanmayan sebeple mirasçılık sıfatının kaybı, mirasçı sıfatı kazanılması, yasal miras payının kısmen kesirli olarak bir bölümü veya tamamen kaybı veya edinilmesi sonucunu doğuran mirasçılıktan çıkarma (TMK m. 510-512), mirastan feragat (TMK. m. 528.), mirasçı atama (TMK. m. 516.) mirastan yoksunluk (TMK. m. 578-579) gibi hukuki işlem ve durumların sulh mahkemesince çekişmesiz yargı işi olarak verilen yasal mirasçıları gösterir mirasçılık belgesine yansıtılması söz konusu olamaz. Bunun tek istisnası mirasçının kendi iradesine dayanan mirası ret (TMK m. 605/ı) tasarrufudur. Çekişmesiz yargı işi olarak mirasçılık belgesi talep edildiği takdirde, varsa talepden önceki mirası ret durumunun mirasçılık belgesinde payın intikalini gösterir şekilde yansıtılması gerekir. Diğer hallerde, mirasçılığa ve yasal miras payına etki edecek murisin ölüme bağlı tasarruflarının ve mirastan yoksunluk durumunun mirasçılık belgesine yansıtılması işlemlerinin çekişmeli olarak, tereke üzerinde hak sahibi olan ve şeklen hak sahibi gözükenler hasım gösterilmek suretiyle asliye hukuk mahkemesinde açılacak davayla sağlanması gereklidir. Asliye hukuk mahkemesi’nde açılabilecek bu davada uyuşmazlık sadece yasal mirasçının miras payının iptali ve intikalini gösterir bir mahkeme ilamıyla giderilebilecek nitelikteyse “mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi davası olarak açılabileceği gibi uyuşmazlık bu şekilde giderilemeyecek nitelikteyse, ölüme bağlı tasarrufun ifası olarak bir malvarlığı/eda davası olarak da açılabilir. Daha önce alınmış mirasçılık belgesi mevcutken yasal veya atanmış mirasçılardan herhangi birinin gerek yasal gerekse atanmış mirasçılık belgesi verilmesi yönünde çekişmesiz yargı işi olarak dava açmasını engelleyen bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca yukarıdaki açıklamalar gözönüne alındığında, muris …’nın 26.8.2003 tarihinde evli ve çocuksuz olarak öldüğü yasal mirasçıları olarak eşi (davacı) ile kardeşleri ve kardeşinin çocuklarının kaldığı; murisin 02.01.1997 tarihli el yazısı ile yaptığı vasiyetnamenin …. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/18 Esas, 2006/71 sayılı Kararıyla açıldığı ve tüm mirasçılara tebliğ edildiği TMK’nın 598/2 maddesinde belirtilen bir aylık süre içerisinde vasiyetnameye bir itiraz bildirilmediği vasiyetnamenin değerlendirilmesinde murisin terekesindeki tüm malvarlığını aynı zamanda yasal mirasçısı olan eşi davacı …ye bıraktığı, böylece “murisin vasiyetnamesindeki iradesinin mirasçı atamaya yönelik olduğu” anlaşılmaktadır. Dava çekişmesiz yargı işi olarak sulh mahkemesinde açıldığından mirasçı atamanın etkisini yansıtacağından davacının murisi …’nın tek mirasçısı olduğunu gösterir şekilde mirasçılık belgesi verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz talebi yerinde değildir. Ne var ki “çoğun içinde azı da vardır” kuralı gereğince bu talebinin içinde TMK’nın 598/2 maddesi uyarınca atanmış mirasçı olduğunu gösterir belge verilmesi talebinin de mevcut olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, belirtilen nedenlerle ve koşulları da oluştuğundan davacıya TMK’nın 598/2 maddesi uyarınca atanmış mirasçı olduğunu gösterir belge verilmesi gerekirken yasal mirasçılık belgesi verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir….”

Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi ve danışmanlık hizmeti almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Yazılarımız:

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir