Giriş
Toplumsal ve ticari hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, kişiler arasındaki güven ilişkisinin korunmasına bağlıdır. Günlük yaşamda kişiler, kendilerine ait malvarlığı değerlerini muhafaza edilmek, kullanılmak, işletilmek veya belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için başka kişilerin zilyetliğine bırakabilmektedir. Bu tür ilişkilerde malın malik tarafından rıza ile teslim edilmesi, teslim alan kişiye mal üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisi tanımamaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu, başlangıçta hukuka ve rızaya dayalı olarak kurulan zilyetlik ilişkisinin, sonradan zilyet tarafından malın teslim amacıyla bağdaşmayacak biçimde kötüye kullanılması hâlinde gündeme gelmektedir. Bu yönüyle suç, mülkiyet hakkına yönelen ihlaller ile kişiler arasındaki güven ilişkisinin korunmasına hizmet eden malvarlığına karşı suçlardan biridir.
Korunan Hukuki Değer
Güveni kötüye kullanma suçu ile öncelikle malvarlığı ve mülkiyet hakkı korunmaktadır. Malikin veya hak sahibinin, malı üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkileri, malın belirli bir amaçla zilyetliğine bırakıldığı kişi tarafından hukuka aykırı biçimde sınırlandırılabilmektedir.
Bununla birlikte suç tipi yalnızca mülkiyet hakkını korumaya yönelik değildir. Suçun düzenlenmesindeki bir diğer temel amaç, kişiler arasındaki güven ilişkisini ve özellikle hukuki veya sözleşmesel ilişkiler çerçevesinde gerçekleştirilen mal teslimlerinin güvenliğini sağlamaktır. Zira ekonomik ve sosyal hayatın önemli bir bölümü, kişilerin birbirlerine duydukları güven nedeniyle malvarlığı değerlerini geçici veya belirli bir amaçla birbirlerinin zilyetliğine bırakmaları esasına dayanmaktadır.
Bu nedenle güveni kötüye kullanma suçu, malvarlığına ilişkin menfaatler ile kişiler arasındaki güven ilişkisinin birlikte korunmasına hizmet eden bir suç tipi olarak değerlendirilmektedir.
Suçun Maddi Unsurları
Fail ve Mağdur
Güveni kötüye kullanma suçunun faili, kural olarak suç konusu malın zilyetliği kendisine belirli bir amaçla devredilmiş olan kişidir. Başka bir ifadeyle fail, mal üzerinde başlangıçta hukuka uygun bir zilyetlik ilişkisine sahip bulunmakta; ancak daha sonra kendisine tanınan bu zilyetlik yetkisini teslim amacıyla bağdaşmayacak şekilde kullanmaktadır.
Bu nedenle malı baştan itibaren hukuka aykırı biçimde ele geçiren kişinin eylemi, somut olayın özelliklerine göre hırsızlık, dolandırıcılık veya başka bir suç tipini oluşturabilir. Güveni kötüye kullanma suçunun ayırt edici özelliği, failin suç konusu mal üzerinde başlangıçta hukuka uygun ve mal sahibinin rızasına dayalı bir fiilî hâkimiyet elde etmiş olmasıdır.
Zilyetlik devrinin tarafı olmayan üçüncü kişilerin ise suçun işlenişine iştirak etmeleri mümkündür. Bu kişiler, TCK’nın iştirak hükümleri çerçevesinde azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumluluk altına girebilirler.
Suçtan doğrudan zarar gören kişi, kural olarak malın zilyetliğini belirli bir amaçla faile devreden veya mal üzerinde korunmaya değer bir hakka sahip bulunan kişidir. Suç konusu malın bir tüzel kişiye ait olması hâlinde ise tüzel kişinin ceza muhakemesi bakımından suçtan zarar gören sıfatıyla sürece katılması mümkündür. Mağdur ve suçtan zarar gören sıfatlarının belirlenmesinde somut olayın özellikleri ve ihlal edilen hukuki değer dikkate alınmalıdır.
Suçun Konusu
TCK’nın 155. maddesinde suçun konusu “başkasına ait mal” olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle suçun konusu, failin mülkiyetinde bulunmayan ve belirli bir amaçla zilyetliği faile devredilmiş malvarlığı değeridir.
Uygulamada özellikle taşınır mallar, nakit para, kıymetli eşya ve misli nitelikteki mallar güveni kötüye kullanma suçunun konusunu oluşturabilmektedir. Ancak malın niteliği ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin içeriği, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Özellikle para veya misli mallar bakımından, teslimin hangi hukuki ilişkiye dayandığı, malın belirli bir amaçla mı yoksa mülkiyet devri sonucunu doğuracak şekilde mi verildiği önem taşımaktadır. Zira taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, eylemin ceza hukuku anlamında güveni kötüye kullanma suçunu mu, yoksa yalnızca özel hukuk uyuşmazlığını mı oluşturduğunun belirlenmesinde belirleyici olacaktır.
Zilyetliğin Belirli Bir Amaçla Devredilmiş Olması
Güveni kötüye kullanma suçunun en önemli unsurlarından biri, suç konusu malın zilyetliğinin faile malikin veya hak sahibinin rızasıyla ve belirli bir amaç doğrultusunda devredilmiş olmasıdır.
Bu devir; kira, ariyet, vekâlet, hizmet, muhafaza, taşıma, tamir veya benzeri bir hukuki ilişkiye dayanabilir. Bununla birlikte her hukuki ilişkinin varlığı tek başına suçun oluşumu için yeterli değildir. Malın hangi amaçla teslim edildiği ve failin bu amaçla sınırlı bir tasarruf yetkisine sahip olup olmadığı somut olayın koşullarına göre tespit edilmelidir.
Failin mal üzerindeki zilyetliği başlangıçta hukuka uygun olmalıdır. Malın baştan itibaren hile, cebir, tehdit veya rıza dışı yollarla ele geçirilmiş olması hâlinde güveni kötüye kullanma suçundan değil, olayın özelliklerine göre başka suç tiplerinden söz edilmesi gündeme gelebilir.
Fiil
TCK m. 155/1 uyarınca güveni kötüye kullanma suçu seçimlik hareketli bir suçtur.
Zilyetliğin Devri Amacı Dışında Tasarrufta Bulunmak
İlk seçimlik hareket, kendisine belirli bir amaçla zilyetliği devredilen mal üzerinde, bu devir amacıyla bağdaşmayacak şekilde tasarrufta bulunmaktır.
Bu kapsamda malın satılması, devredilmesi, bağışlanması, rehnedilmesi, tüketilmesi veya teslim amacıyla bağdaşmayacak başka bir biçimde kullanılması gündeme gelebilir. Örneğin muhafaza edilmek üzere teslim edilen bir malın satılması veya belirli bir işin görülmesi amacıyla bırakılan eşyanın fail tarafından kendi malıymış gibi tasarrufa konu edilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ancak her sözleşmeye aykırılık veya her türlü geri vermeme hâli ceza hukuku anlamında güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz. Failin davranışının, basit bir borca aykırılığın ötesine geçerek mal üzerindeki zilyetlik yetkisinin teslim amacıyla açıkça bağdaşmayacak biçimde kullanılması niteliğinde olması gerekir.
Devir Olgusunu İnkar Etmek
Suçun ikinci seçimlik hareketi ise zilyetliğin devri olgusunun inkâr edilmesidir.
Bu kapsamda failin, malın kendisine teslim edildiğini inkâr etmesi, teslim ilişkisini reddetmesi veya malı kendisine hiç verilmemiş gibi davranması söz konusu olabilir. Bununla birlikte salt malın iade edilmemesi her durumda devir olgusunun inkârı anlamına gelmez. Failin davranışının içeriği ve taraflar arasındaki hukuki ilişki bütün hâlinde değerlendirilmelidir.
Manevi Unsur
Güveni kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, suç konusu malın kendisine belirli bir amaçla teslim edildiğini ve mal üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine sahip olmadığını bilmesine rağmen, teslim amacı dışında tasarrufta bulunmayı veya zilyetlik devri olgusunu inkâr etmeyi istemesi gerekir.
Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda malın kaybolması veya zarar görmesi, her somut olay bakımından ceza hukuku sorumluluğu doğurmayabilir; ancak bu durum özel hukuk bakımından tazminat veya sözleşmeden doğan başka sorumlulukların gündeme gelmesine neden olabilir.
Failin sonradan malı iade etme niyetinde bulunması da tek başına suçun oluşumunu ortadan kaldırmaz. Suçun tamamlanıp tamamlanmadığının belirlenmesinde, failin gerçekleştirdiği tasarrufun niteliği ve bu tasarrufun zilyetliğin devrediliş amacıyla bağdaşır olup olmadığı esas alınmalıdır.
Hukuka Aykırılık
Güveni kötüye kullanma suçunda, diğer suç tiplerinde olduğu gibi fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Kanundan doğan bir yetkinin kullanılması, ilgilinin rızası veya hukuken geçerli bir hakkın kullanılması gibi hâllerin bulunması durumunda fiilin hukuka aykırılığı somut olayın koşullarına göre ortadan kalkabilir.
Bu kapsamda Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen hapis hakkı da önem taşıyabilir. Zilyedin, kanundan kaynaklanan ve somut olayda şartları gerçekleşmiş bulunan bir hapis hakkına dayanarak malı elinde tutması hâlinde, fiilin güveni kötüye kullanma suçu bakımından hukuka aykırılık oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Ancak hapis hakkının şartları oluşmadığı hâlde alacağın tahsili amacıyla malın keyfî biçimde elde tutulması veya mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması, tek başına hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz.
Nitelikli Hâl: Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma
TCK m. 155/2’de güveni kötüye kullanma suçunun, belirli güven ilişkilerinden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.
Buna göre suçun;
- Meslek ve sanat,
- Ticaret veya hizmet ilişkisi,
- Bir meslek veya sanatın icrası,
- Başkasının mallarını idare etmek yetkisi,
nedeniyle zilyetliği faile devredilmiş mallar hakkında işlenmesi hâlinde, suçun nitelikli şekli gündeme gelir.
Bu düzenlemenin temelinde, fail ile mal sahibi arasındaki ilişkinin sıradan bir zilyetlik devrinin ötesinde özel bir güven ilişkisine dayanması bulunmaktadır. Örneğin bir meslek veya hizmet ilişkisinin gereği olarak teslim edilen mal üzerinde, failin kendisine duyulan güveni kötüye kullanması hâlinde TCK m. 155/2 kapsamında değerlendirme yapılabilir.
Teşebbüs, İçtima ve Diğer Suç Tipleriyle İlişki
Güveni kötüye kullanma suçuna teşebbüsün mümkün olup olmadığı, somut olayda gerçekleştirilen icra hareketlerinin niteliğine göre değerlendirilmelidir. Failin suçu işlemeye yönelik doğrudan icra hareketlerine başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle eylemi tamamlayamaması hâlinde teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.
Failin gerçekleştirdiği fiilin aynı zamanda başka bir suçun unsurlarını oluşturması durumunda ise içtima hükümleri uygulanacaktır. Örneğin güveni kötüye kullanma fiilinin gerçekleştirilmesi sırasında ayrıca sahte belge düzenlenmesi veya kullanılması hâlinde, somut olayın özelliklerine göre belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler de gündeme gelebilir.
Kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine teslim edilen veya koruma ve gözetimi altındaki kamu malı üzerinde gerçekleştirdiği tasarruflar bakımından ise, olayın koşullarına göre zimmet suçuna ilişkin özel düzenlemelerin uygulanması söz konusu olabilir.
Soruşturma ve Kovuşturma Usulü
Güveni kötüye kullanma suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasına ilişkin usul hükümleri bakımından, suçun temel veya nitelikli şekli ile somut olayın özelliklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Şikâyete tabi suçlarda, şikâyet hakkının kullanılmasına ilişkin altı aylık süre, hak sahibinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bununla birlikte uzlaştırma, şikâyetten bağımsız bir ceza muhakemesi kurumudur. CMK m. 253 kapsamında TCK m. 155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında yer almaktadır.
Bu nedenle somut olayın TCK m. 155/1 veya 155/2 kapsamında değerlendirilmesi ile suçun şikâyete bağlılığı ve uzlaştırmaya tabi olup olmadığı hususları birbirinden ayrı biçimde ele alınmalıdır.
Sonuç
Güveni kötüye kullanma suçu, başlangıçta hukuka ve rızaya dayalı olarak kurulan zilyetlik ilişkisinin, sonradan teslim amacıyla bağdaşmayacak biçimde kötüye kullanılması hâlinde gündeme gelen malvarlığına karşı bir suç tipidir.
Suçun oluşup oluşmadığının tespitinde öncelikle suç konusu malın faile hangi hukuki ilişki çerçevesinde ve hangi amaçla teslim edildiğinin belirlenmesi gerekir. Bunun yanında failin mal üzerindeki zilyetliği başlangıçta hukuka uygun olarak elde edip etmediği, gerçekleştirdiği tasarrufun teslim amacıyla bağdaşır olup olmadığı ve eylemin yalnızca özel hukuk alanında kalan bir sözleşmeye aykırılık mı yoksa ceza hukuku anlamında güveni kötüye kullanma niteliğinde bir davranış mı oluşturduğu dikkatle değerlendirilmelidir.
Bu yönüyle TCK m. 155’in uygulanmasında, güveni kötüye kullanma suçu ile hırsızlık, dolandırıcılık ve salt borca aykırılıktan kaynaklanan özel hukuk uyuşmazlıkları arasındaki sınırın somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi ve danışmanlık hizmeti almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.
YARARLANILAN KAYNAKLAR: Koca, Mahmut / Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022
