Evlilik öncesinde veya evlilik sırasında taraflar arasında kararlaştırılan mehir uygulaması, Türk hukukunda açık biçimde düzenlenmiş bağımsız bir sözleşme türü değildir. Buna rağmen uygulamada ve özellikle Yargıtay kararlarında, mehir ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar çoğunlukla bağışlama hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Özellikle taşınmazların mehir olarak devredilmesi ya da devrinin vaat edilmesi halinde; tapu işlemleri, şekil şartları, miras hukuku, tenkis, muvazaa ve bağışlamanın geri alınması gibi birçok hukuki mesele gündeme gelmektedir.
Bu yazıda, mehir karşılığında taşınmaz devrinin hukuki niteliği, geçerlilik şartları, mirasçılar bakımından sonuçları ve bağışlamanın geri alınması konuları ayrıntılı şekilde incelenmektedir.
Mehir Olarak Taşınmaz Devri Nedir?
Uygulamada mehir, çoğunlukla eşlerden biri tarafından diğer eşe ekonomik güvence sağlamak amacıyla verilen mal veya para olarak ortaya çıkar. Bu kapsamda kimi zaman altın, para veya ziynet eşyası verilmekte; kimi zaman ise doğrudan bir taşınmaz devredilmektedir.
Taşınmazın mehir amacıyla devredilmesi halinde, tarafların gerçek iradesi çoğu zaman “bağışlama” niteliği taşır. Ancak uygulamada tapu işlemleri sırasında bağış yerine satış işlemi gösterildiği görülmektedir. Bunun temel sebebi; harç, vergi veya ileride çıkabilecek aile içi uyuşmazlıklardan kaçınma düşüncesidir.
Bu durum ise muvazaa tartışmalarını gündeme getirmektedir.
Mehir İçin Yapılan Taşınmaz Devrinde Muris Muvazaası İddiası
Miras bırakanın sağlığında yaptığı taşınmaz devri sonrasında mirasçıların en sık başvurduğu iddialardan biri muris muvazaasıdır. Özellikle ikinci eşe veya sonradan yapılan evlilikte eşe taşınmaz devredilmişse, diğer mirasçılar çoğu zaman “mal kaçırma amacı” bulunduğunu ileri sürmektedir.
Ancak Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, sırf mehir amacıyla yapılan taşınmaz devri otomatik olarak muris muvazaası sayılmaz. Çünkü muris muvazaasında esas unsur, mirasçılardan mal kaçırma kastıdır. Mehir ilişkisinde ise devrin temelinde evlilik ilişkisi ve eşe ekonomik güvence sağlama amacı bulunmaktadır.
Dolayısıyla taşınmazın eşe mehir olarak verildiği tanık anlatımları, mehir senedi veya diğer delillerle ispatlandığında, muris muvazaası iddiasının kabul edilmesi oldukça güçleşmektedir.
Mehir Olarak Verilen Taşınmaz Tenkise Tabi Olur Mu?
Mirasçılar tarafından ileri sürülen bir diğer talep ise tenkis davasıdır. Özellikle saklı paylı mirasçılar, sağlığında eşe devredilen taşınmazın miras paylarını zedelediğini ileri sürebilmektedir.
Teorik olarak, mehir kapsamında yapılan taşınmaz devrinin sağlararası kazandırma sayılarak tenkise konu edilmesi mümkündür. Ancak uygulamada bunun kabulü kolay değildir. Çünkü Yargıtay, mehir amacıyla yapılan kazandırmalarda çoğu zaman saklı pay kurallarını bertaraf etme kastının bulunmadığını kabul etmektedir.
Ayrıca tenkis davalarında kanunda öngörülen sürelerin kısa olması da uygulamada mirasçılar açısından önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, mehir amacıyla yapılan taşınmaz devrinin tenkise tabi tutulması teorik olarak mümkün olsa bile, uygulamada başarı ihtimali oldukça sınırlıdır.
Mehir Senediyle Taşınmaz Devri Vaadi Geçerli midir?
Uygulamada sık karşılaşılan bir diğer durum ise taşınmazın hemen devredilmemesi, ancak “mehir senedi” adı verilen adi yazılı belgelerle ileride devredileceğinin vaat edilmesidir.
Burada en önemli mesele şekil şartıdır.
Türk Borçlar Kanunu’na göre tapuya kayıtlı bir taşınmazın bağışlanacağına ilişkin sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerekir. Başka bir ifadeyle, adi yazılı bir mehir senedine “ev bana verilecektir” şeklinde hüküm yazılması tek başına hukuken yeterli değildir.
Bu nedenle:
- Tapuya kayıtlı taşınmazlar bakımından adi yazılı mehir senedi geçerli bir taşınmaz bağışlama vaadi oluşturmaz.
- Kadın veya eş, yalnızca böyle bir belgeye dayanarak tapu iptal ve tescil davası açamaz.
- Mahkeme, geçerli bir hukuki sebep bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddedebilir.
Buna karşılık tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar bakımından durum farklı değerlendirilebilir. Çünkü bunlar bakımından taşınır hükümleri uygulanabildiğinden, adi yazılı bağışlama sözü bazı durumlarda geçerli kabul edilebilir.
Geçerli Bir Taşınmaz Bağış Vaadi Nasıl Yapılmalıdır?
Mehir kapsamında taşınmaz devrinin ileride yapılması planlanıyorsa, en güvenli yöntem noter düzenleme şeklinde yapılan taşınmaz bağışlama vaadi sözleşmesidir.
Bu sözleşme sayesinde:
- bağış vaadi resmi şekle uygun hale gelir,
- taraflar arasındaki ilişki ispat edilebilir,
- ileride tescile zorlama davası açılabilir.
Özellikle vaat alacaklısı olan eş, bağışlayan tarafın taşınmazı devretmekten kaçınması halinde Türk Medeni Kanunu m. 716 kapsamında mahkemeden taşınmazın kendi adına tescilini talep edebilir.
Bu noktada uygulamada ayrıca tapuya şerh meselesi de önem taşır. Noterde yapılan bağış vaadi bazı durumlarda tapuya şerh ettirilmek istenmektedir. Ancak öğretide, bağışlama vaadinin şerh edilebilirliği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır.
Mehir Olarak Verilen Taşınmaz Geri Alınabilir mi?
Bağışlama hükümleri kapsamında en tartışmalı konulardan biri de mehrin geri alınmasıdır.
Türk Borçlar Kanunu’na göre bazı ağır durumlarda bağışlayan kişi yaptığı bağışlamayı geri alma hakkına sahip olabilir. Bu hükümler mehir amacıyla yapılan taşınmaz bağışlarında da uygulanabilmektedir.
Örneğin:
- eşin bağışlayana karşı ağır bir suç işlemesi,
- aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ciddi biçimde ihlal edilmesi,
- sadakat yükümlülüğüne ağır aykırılık,
- ağır hakaret veya şiddet gibi durumlar,
bağışlamanın geri alınmasına dayanak oluşturabilir.
Özellikle zina, terk veya ağır kusurlu davranış nedeniyle boşanma gerçekleşmişse, bazı durumlarda bağışlamanın geri alınması gündeme gelebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: sırf boşanma gerçekleşmiş olması tek başına mehrin geri alınmasını sağlamaz. Önemli olan, kanunda belirtilen ağır sebeplerden birinin somut olayda oluşmuş olmasıdır.
Taşınmaz Başkasına Devredilmişse Ne Olur?
Uygulamada önemli sorunlardan biri de mehir olarak verilen taşınmazın daha sonra üçüncü kişilere devredilmiş olmasıdır.
Bu durumda:
- taşınmaz artık üçüncü kişinin mülkiyetine geçmişse,
- geri alma hakkı doğrudan üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez,
- bağışlayan ancak bazı durumlarda bedel veya ikame değer üzerinden talepte bulunabilir.
Özellikle taşınmaz bedelsiz şekilde devredilmişse ya da elde edilen satış bedeli tüketilmişse, fiilen geri alma imkânı büyük ölçüde ortadan kalkabilmektedir.
Geri Alma Süresi Ne Kadardır?
Kanuna göre bağışlayan kişi, geri alma sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde bu hakkını kullanmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir.
Yani:
- süre geçerse hak tamamen ortadan kalkar,
- mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır,
- karşı tarafın ayrıca itiraz etmesine gerek yoktur.
Ancak geri alma hakkının kullanılması ile iade davası açılması farklı meselelerdir. Öğretide ağırlıklı görüşe göre, geri alma beyanı yapıldıktan sonra açılacak iade veya tescil davası genel zamanaşımı süresine tabidir.
Sonuç
Mehir nedeniyle taşınmaz devri, aile hukuku ile borçlar ve miras hukukunun kesişim noktasında yer alan oldukça karmaşık bir alandır. Özellikle uygulamada adi yazılı mehir senetleriyle yapılan işlemler ciddi hukuki riskler doğurmaktadır.
Tapuya kayıtlı taşınmazlar bakımından resmi şekil şartına uyulmaması, ileride açılacak davalarda büyük hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bunun yanında muvazaa, tenkis, bağışlamanın geri alınması ve tescile zorlama davaları da olayın niteliğine göre gündeme gelebilmektedir.
Bu nedenle mehir kapsamında taşınmaz devri planlanıyorsa, işlemin mutlaka hukuka uygun şekilde ve profesyonel destek alınarak yapılması büyük önem taşır.
Ayrıntılı bilgi ve danışmanlık hizmeti almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.
Yararlanılan Kaynaklar: Tekelioğlu, N. (2021). MEHİR VERMEK AMACIYLA TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN DEVRİ VE DEVİR VAADİ. Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(2), 217-272
İlginizi Çekebilecek Yazılarımız:
